Türkiye’de Gürcüler ve Lazlar, iki dergi ve iki önder…

Toplumları bölüp çatışma ortamı yaratmak, Rus devletinin en iyi bildiği işlerden biri(ydi). Suriye’deki çatışmalar için bugün sıkça kullanılan “vekalet savaşı” da yeni bir şey değil. Rus devletinin çarlık zamanında başladığı toplumları bölme işi, Sovyet döneminde devam etmişti ve bugün de devam ediyor. Bunun sayısız örneği var ve bu örnekleri hatırlamak da zor değil. Mesela İkinci… Continue reading Türkiye’de Gürcüler ve Lazlar, iki dergi ve iki önder…

Reklamlar

Bizim kuşlar sıcağı severdi

Kuş türünün sıcakla ilk teması, ateşle temasıdır. Anka, Phoenix ve Simurg gibi adlarla anılan bu kuş, kendini ateşe verip alevlerin içinden yeniden doğmakla ünlüdür. Avlanmak amacıyla filleri bile kaldırabildiğine göre Anka zaten tuhaf bir kuş olmalı. Üstelik tarihi boyunca yeryüzünde yalnızca bir Anka bulunur, o da en az beş yüz yıl yaşarmıştır. Kendisini ateşe verdiği… Continue reading Bizim kuşlar sıcağı severdi

İki Troya: Atların ve sandıkların hikâyesi

Troya Atı örneği bize, savaşların yalnızca askeri güçle kazanılamayacağını gösterir; zafere giden yolda zekâ, hile ve kurnazlık da gereklidir. Benim burada “Troya” dediğim bir başka kentin ele geçirilişinde de bunları görüyoruz. Yazımın başlığındaki iki Troya’dan ilki, bildiğiniz Troya, Batı Anadolu’da ve Ege Deniz’i kıyısında. İkincisi, bilmediğiniz “Troya”, Kafkasya’da ve Hazar Denizi kıyısında. Batı Anadolu’daki Troya’nın… Continue reading İki Troya: Atların ve sandıkların hikâyesi

Göçle gelen Gürcü yazısı

Gürcü alfabesi üç aşamadan geçmiş ve bugünkü biçimini almıştır. Gürcistan’da matbaada ilk kez 1726’da Şota Rustaveli’nin Kaplan Postlu Adam adlı eseri basılmıştır. Bu bize, bu tarihten önce bütün kitapların el yazısıyla yazıldığını göstermesi açısından da önemlidir. Bu, daha sonra her kitabın  baskı yoluyla çoğaltıldığı anlamına gelmiyor. El yazısıyla Gürcüce yazma işi devam etmiştir. El yazısı tiplerinin da farklı… Continue reading Göçle gelen Gürcü yazısı

Bir daha Gürcistan’a gelmem!

Hiçbir dönemde Ahmet Özkan (Melaşvili) hakkında doğrudan bir yazı yazmadım. Bunun pek çok nedeni var, ama en önemli nedeni, trajik ölümünden sonra ya da trajik ölümünden dolayı onun ilahlaştırılmış olmasıdır. Şimdi, ilahlaştırılmış bir kişinin kurucusu olduğu söylenen Çveneburi dergisinin çıktığı dönem için bile aslında çok acemice bir yayın olduğunu, yazarı olarak gösterilen Gürcüstan kitabını aslında Ahmet Özkan’ın… Continue reading Bir daha Gürcistan’a gelmem!

Giorgi Saakadze ve Aşk Uğrunda

Bu yazımda, Niyazi Ahmet’in (Banoğlu) yazdığı, muhtemelen çok az kişi tarafından bilinen Aşk Uğrunda adlı romanı üzerinde duracağım. Aşk Uğrunda, Ahmed Midhat Efendi’nin Gürcü Kızı yahut İntikam adlı kitabından sonra Türkçe yazılmış Gürcü temalı ikinci roman. Yazar bu romanın konusu üzerine yazdığı kısa önsözünde, “Aşk Uğrunda romanının kahramanı bir Kafkas hükümdarıdır” diyor. Ne var ki bu sözlerden, bir… Continue reading Giorgi Saakadze ve Aşk Uğrunda

Bir ninninin hikâyesi

Gürcü edebiyatının Türkçeye çevrilmesinin tarihi üzerine araştırmalarım sırasında karşıma çıkan ilk isim Niyazi Ahmet Banoğlu oldu. Onun Gürcü edebiyatının çevirisine 1930’lardaki katkılarını “Kafkas Hikâyeleri’nin hikâyesi”, “Bir Kafkas romanı” ve “Elguca romanındaki Mzağo olmak isterdim!” adlı yazılarımda ayrıntılı biçimde anlatmıştım.  Gürcü edebiyatının ikinci çevirmeni ise, yine Gürcistan’dan Türkiye’ye göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Hayri Hayrioğlu’dur… Continue reading Bir ninninin hikâyesi

Elguca romanındaki Mzağo olmak isterdim!

Niyazi Ahmet Banoğlu, Aleksandre Kazbegi’nin ünlü romanı Elguca’yı 1964’te ikinci kez yayımlarken,  1941 baskısından farklı olarak kitabın ilk sayfasına “Sara Bernar demişti ki...” başlıklı bir giriş yazısı eklemiş. Romanın çevirmeni, Elguca’daki Mzağo karakterinin ne kadar imrenilecek bir aşk yaşadığını ünlü Fransız tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt’ın sözleriyle anlatmak istemiş. “Sara Bernar olarak şöhret yapacağıma Gürcü edibi… Continue reading Elguca romanındaki Mzağo olmak isterdim!

Bir Kafkas romanı

Buradaki fotoğraftan da anlayacağınız gibi, yazının başlığı, Gürcü yazar Aleksandre Kazbegi’nin bir romanın Türkçe çevirisin adından başka bir şey değil. Kitabın iç kapağında ise, Bir Kafkas Romanı – Elguca yazıyor.  Ben kitaptan önce, Bir Kafkas Romanı’nın çevirmeni Niyazi Ahmet’ten söz etmek istiyorum. Niyazi Ahmet bu romanı 1933’te Gürcüceden çevirmiş ve Haber gazetesinde tefrika etmiş. Bu tarihten bir yıl sonra… Continue reading Bir Kafkas romanı

Üç Gürcü Hatun

Bundan yıllar önce, 1993 yılında, muhtemelen hiç kimse Gürcü Hatun üzerine Türkçe ayrı bir yazı kaleme almamışken, çveneburi dergisinin 2-3. birleşik sayısında “Gürcü Hatun – Prenseslikten Melikeliğe” başlığı altında Beka Çilaşvili adıyla bir yazı yazmışım (sayfa 26-27). Yazmıştım diyemiyorum, çünkü, yazdığım pek çok yazı gibi bunun da varlığını unutmuşum. O tarihlerde başka kaynaklara, özellikle de… Continue reading Üç Gürcü Hatun