“Kafkas Hikâyeleri”nin hikâyesi

Eskiden bir yazının, bir kitabın varlığını öğrenmek için kütüphane kataloglarını saatlerce taramanız gerekirdi. Şimdi “Google Arama” bu işi neredeyse tamamen üstlenmiş bulunuyor. Bu arama sayesinde bazen hiç tahmin etmediğiniz bir kitaba, bir yazıya, bir tarihsel evraka ulaşmanız da mümkün. Kafkas Hikâyeleri adlı kitabın varlığını ben bu şekilde öğrendim, “Google Arama” dolaylı biçimde kitabı karşıma çıkardı. Bu kitabı daha görmeden, var olan kayıtlar üzerinden “Aleksandre Kazbegi aşkı” adlı yazımı da yazmıştım. Kitabı edinince, içindeki hikâyeleri okuma şansına da kavuştum; bir de sürprizle karşılaştım. Kayıtlarda yazar olarak sadece Aleksandr Kazbek (Aleksandre Kazbegi) görünmesine rağmen, kitapta Egnate Ninoşvili’nin bir öyküsü de yer alıyor.

KAFKAS HİKAYELERİ

Kafkas Hikâyeleri’nin kapağının ön yüzünde “Vakit cep kitapları No. 9” yazıyor. Gerçekten de kitap 9,5×13,5 ebatlarında çok güzel basılmış bir cep kitabı. Kapağın ön yüzündeki nota bakarak içindeki hikâyelerin önce Vakit gazetesinde tefrika edilip sonra kitap olarak basıldığını yazmıştım. Oysa kapağın arka yüzünde “Bu kitab Kurun gazetesinde tefrika edildikten sonra kitap haline getirilip basılmıştır” ibaresi yer alıyor. Vakit gazetesi bir ara, 1930’larda adını değiştirip Kurun adını almış. Kitabın ön yüzünde “Gürcüceden tercüme eden Niyazi Ahmet Okan” yazıyor. Türkçe yayımlanmış kitaplar arasında, üzerinde Gürcüceden çevrildiği yazılı ilk kitap bu; aynı zaman Türkçeye çevrilmiş Gürcüce ilk edebi eserler de bu kitapta yer alıyor. Bunun böyle olduğunu ayrıca Niyazi Ahmet Okan’dan da öğreniyoruz. Okan kitaba yazdığı önsözde şöyle demiş: “Türk Matbuatında ilk nümunelerini verdiğim bu hikâyeler, Gürcü edebiyatında temayüz etmiş simaların en güzel hikâyeleridir.”

Kafkas Hikâyeleri’nde yer alan üç öyküden ilki Aleksandre Kazbegi’in “Ateria” adlı öyküsü. Tespit edebildiğim kadarıyla aslında yazarın “Ateria” adında bir öyküsü yok. Büyük olasılıkla çevirmen yazarın “Berdia” adlı öyküsünün adını “Ateria” olarak değiştirmiş olmalı. Ateria, öykünün kahramanlarından biri olan Berdia’nın kızının adı. Öykü, 7. sayfada başlıyor ve 14. sayfada son buluyor. Sonraki sayfada, Kazbegi’nin ünlü öyküsü “Eliso” başlıyor ve öykü 57. sayfada son buluyor.  “Eliso”dan sonra, kitaba sahip olunca gördüğüm sürpriz var. Meğer kitapta bir başka Gürcü yazar, Egnate Ninoşvili (1859-1894) de yer alıyormuş. Egnate Ninoşvili’nin adı “Eg. Ninoş Vili” biçiminde yazılmış. Ninoşvili’nin ünlü öyküsü kitabın 61. Sayfasında başlıyor ve 117. Sayfasında son buluyor. “Kristine” 1916-1918 yıllarında filme de alınmış. Niyazi Ahmet Okan’ın çevirmiş olduğu “Eliso” da daha sonra, 1965’te sinemaya aktarılacaktır. Bu iki örnek bize çevirmenin Gürcü edebiyatında iyi bilinen öyküleri çevirdiğini göstermesi açısından da ilginç olsa gerek.

Şimdi gelelim çevirmene, Niyazi Ahmet Okan’ın kim olduğuna. Niyazi Ahmet Okan, çok sayıda kitabın yazarı olan ünlü gazeteci Niyazi Ahmet Banoğlu’ndan  başkası değil. Niyazi Ahmet Banoğlu aynı zamanda takma adlar kullanmakla da tanınır. A. Reşat, Lebip Muammer de onu takma adlarıdır. Niyazi Ahmet Banoğlu 1913’te bir Laz ailenin çocuğu olarak Batum’da doğmuş. Ailesi 1924’te, kendisi daha 11 yaşındayken Türkiye’ye göç etmiş. Banoğlu’nun Gürcü edebiyatına ilgisi buradan geliyor. Bu ilgi daha sonra da devam etmiş ve Banoğlu yine Aleksandre Kazbegi’den çeviri yapmış. Yazarın Elguca adlı romanı Kafkas Aşkı adıyla 1964’te kitap olarak da basılmış. Niyazi Ahmet Banoğlu’yla tanışınca, bu ilk edebi çevirilerde habersizken, kendisine Gürcüce bilip bilmediğini sormuştum. Bana Gürcüceyi eskiden bildiğini ve sonra unuttuğunu söylemişti.

Tekrar Kafkas Hikâyeleri’ne dönecek olursak: Üç öykünün de tefrika diline uygun, gayet sürükleyici, güzel bir Türkçesi olduğunu söyleyebilirim. Ancak özgün metinlerle karşılaştırınca, diyalogların özgün metne çok yakın olmasına karşın, düz anlatımların, tasvirlerin özgün metinden çok uzak olduğunu, öykülerin büyük ölçüde kısaltılmış olduğunu belirtmeliyim. Bunu bir örnekle göstermek gerekirse, Niyazi Ahmet’in çevirisiyle “Eliso” adlı öykü şöyle başlıyor: “Kafkas etekleri tatlı yeşil renkleri ile gene süslenmişti. Ilık bir rüzgâr, bu yeşil manzaranın arasında gene eski çevikliği ile dolaşıyor, okşuyor, eski günlerin şarkılarını okuyordu.” Öykünün Gürcüce özgün metin ise, bu çeviriyle ilişkilendirilemeyecek kadar farklı: “Vladikavkaz yakınında alçak güzel çayırlıkta, bir halka gibi sıralanmış kağnılar görünüyordu. Kağnılar silme ev eşyasıyla doluydu. Bu halkanın ortasında, sağda solda yakılmış ateşlerin üzerinde kazanlar fokurduyordu. Kazanların başında yaşlı kadınlar ayakta duruyor ve yemek pişiriyorlardı.” Buna karşın Egnate Ninoşvili’nin “Kristine” adlı öyküsünün girişi özgüne metne hayli yakın biçimde çevrilmiş: “Bir mayıs günü idi. Tabiat, kızgın güneşin altında baygın bir halde yatıyor gibi idi. Bir patikanın kenarında yirmi yaşlarında bir genç duruyor ve bir noktaya bakıyordu. Elinde tutmakta olduğu gonca bir gülü, ikide bir kokluyor, derin derin nefes alıyordu. Bu gencin güzel giyinişi, onun bir zengin çocuğu olduğunu gösteriyordu.” Niyazi Ahmet’in bu çevirisinin yanında, kıyaslama yapabilmek açısından benim yaptığım çeviriyi okumakta da yarar var: “Mayıs ayıydı ve iş günüydü. Öğle vakitlerinde güneş yukarıdan yeryüzüne bakıyordu. Patikanın diğer yanında, çalıların arasında genç bir adam oturuyordu. Yirmi veya yirmi iki yaşında olmalıydı. Aralıksız biçimde belli bir yöne bakıyordu. Elinde tuttuğu ve kokladığı gül demetini arada bir burnuna götürüyordu. Şık giysisi ve kibar görünüşü, genç adamın bir işçi olmadığını gösteriyordu.” Giriş bölümlerinin kıyaslamalı çevirisini hiç kuşkusuz bir fikir vermesi açısından yazıya ekledim. Çevirinin bütününü anlamak için Niyazi Ahmet’in çevirisini özgün metinle karşılaştırmalı okumak gerekir.

Niyazi Ahmet Banoğlu daha 11 yaşındayken, muhtemelen daha ilkokulu bitirmeden ailesiyle Batum’dan ayrılıp Türkiye’ye göç etmiş. İstanbul’da gazeteciliğe başlamış ve daha 23 yaşındayken gayet iyi bir Türkçeye sahip olmuş. Öte yandan edebi eserleri çevirecek nitelikte Gürcüce bilmediğini öngörebiliriz. Ben kendisini yaklaşık olarak ölümünden üç-dört yıl önce tanımıştım ve onca yıl sonra da Gürcüceyi unutmuş olması mümkün olabilir. Bütün bunlara rağmen, Niyazi Ahmet Banoğlu’nun Gürcü edebiyatını Türkçeye çeviren ilk kişi olduğunu kayda geçmemiz gerekir. Bu cümle de Kafkas Hikâyeleri üzerine yazdığım bu “hikâye”nin son cümlesi olsun!

PARNA-BEKA ÇİLAŞVİLİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s