Bir Kafkas romanı

Buradaki fotoğraftan da anlayacağınız gibi, yazının başlığı, Gürcü yazar Aleksandre Kazbegi’nin bir romanın Türkçe çevirisin adından başka bir şey değil. Kitabın iç kapağında ise, Bir Kafkas Romanı – Elguca yazıyor.  Ben kitaptan önce, Bir Kafkas Romanı’nın çevirmeni Niyazi Ahmet’ten söz etmek istiyorum. Niyazi Ahmet bu romanı 1933’te Gürcüceden çevirmiş ve Haber gazetesinde tefrika etmiş. Bu tarihten bir yıl sonra Türkiye’de soyadı alındığı için burada çevirmenin soyadı yok; ama biz Niyazi Ahmet’in Niyazi Ahmet Banoğlu olduğunu biliyoruz.

BİR KAFKAS ROMANI

Sanırım 1980’lerin iyice son yıllarıydı; belki de 1989 yılıydı. 12 Eylül askeri darbesinin ağır baskısı dağılmaya biraz başlamıştı ve Gürcü kültürüyle ilgilenen genç kuşak bir dernek kurmak istiyordu. Bunu duyan yaşlı Gürcüler, bu gençler başımıza iş açmasın diye erken davranıp Beşiktaş’ta yeri olan Batum ve Havalisi Muhacirleri Kültür Dayanışma Derneği’ni kurmuşlardı. Kuruluşta asıl inisiyatif sahibi olanlar emekli subaylar ve emekli devlet memurlarıydı. Niyazi Ahmet Banoğlu’nu ben bu derneğin açılış toplantısında tanımıştım. Bana eskiden Gürcü edebiyatından yaptığı çevirilerden söz etmişti. Bunun üzerine ben de Gürcüce bilip bilmediğini sormuştum. Gürcü edebiyatını ikinci bir dilden de çeviriyor olabilirdi. Nitekim Nodar Dumbadze’nin Güneşi Görüyorum adlı romanı üçüncü bir dil olan Almancadan çevrilmişti. Bu soruma Niyazi Ahmet “Biliyordum ama unuttum” diye cevap vermişti. İnsanın edebi çeviriler yaptığı bir dili unutmuş olması aklıma yatmadığı için, onun bu çevirileri Gürcüceden yaptığı ya da doğrudan kendisinin yaptığı konusuna şüpheyle yaklaşmıştım. Şimdi Bir Kafkas Romanı‘nın kendisinin yazdığı önsözünü okuyunca, bu şüphelerimin yanlış bir yöne odaklanmış olduğunu anladım. Zaten Niyazi Ahmet bir Laz ailenin oğlu olarak 1913’te Batum’da doğmuş ve 1924’te Türkiye’ye göç etmiş.

5d37340c93e3817bc70018a26a127b4e
Niyazi Ahmet Banoğlu (1913-1992)

Bir Kafkas Romanı adlı bu kitap 1941’de Vakit Gazete-Matbaa Kütüphanesi tarafından İstanbul’da yayımlanmış. Roman, tefrika edildikten bunca yıl sonra neden kitap olarak basıldığını Niyazi Ahmet kitabın önsözünde şöyle açıklamış: “Bir Kafkas romanı’nı 1933 yılında Gürcüce aslından Türkçemize çevirerek Haber gazetesinde tefrika etmiştim. Dostlarım, Türk matbuatında ilk çeşni olan bu eseri kitap haline getirmem için çok ısrar ettiler. İşte, sekiz sene sonra buna imkan bulabildim.” Bu arada, başka konulara geçmeden önce, kitabın kapağının Muzaffer Bekem tarafından hazırlandığını belirteyim. Muzaffer Bekem o yıllarda pek çok kitabın kapağının tasarımcısı olarak görülüyor.

cd9364291909f2a7d1e23df5d54f779b
Aleksandre Kazbegi (1848–1893)

Bir Kafkas Romanı – Elguca sadece yazarın Elguca adlı romanını içermiyor. Kitabın sonunda, yine Kazbegi’nin “Eliso” ve “Ateria” adlı öyküleri yer alıyor.  “Kafkas Hikâyeleri’nin hikâyesi” adlı yazımda da belirttiğim gibi “Ateria” yazarın “Berdia” adlı öyküsü olmalı. Niyazi Ahmet Türkçe okura daha uygun düşeceği gerekçesiyle olsa gerek, eserlerin adını değiştirmiş. Kitabın başında “Birkaç söz” adlı iki sayfalık önsözde Niyazi Ahmet Kafkasya’yı, mitolojiye de vurgu yaparak tanıtıyor. Burada ilginç bir efsaneden söz ediyor: “Yeryüzünün sükûn bulması için Allah ilk icraatını Kafkasyada yapmıştı. Sofakl adındaki meleğe: –  Cenneti alâdan getireceğin incileri yeryüzüne serp ve dünya sükûn bulsun, demiş. Sofakl da bu incileri Kafkasyaya serpmişti.”

Niyazi Ahmet sonra Kafkas edebiyatından söz etmek istediğini söyleyerek Gürcü tarihinin “Altın Çağı”na, bu çağda yaşamış Şota Rustaveli’nin Kaplan Postlu Adam adlı eserinin önemine değiniyor. Kazbegi’nin Elguca adlı romanın Fransızcaya çevrilmiş olduğunu da söylüyor. Niyazi Ahmet’in Kafkas efsanesi, Gürcü tarihi ve edebiyatı hakkında bu denli bilgi sahibi olması son derece dikkat çekici. Bu bilginin dayanağını izleyen satırlarda yazardan öğreniyoruz:

“Sekiz yıl önce kendisiyle Kafkasya ve Kafkas dilleri üzerinde çalıştığım ve o vakit İstanbul Darülfünunu İlâhiyet profesörlüğünü yapmakta olan büyük lisaniyat âlimi M. Dumezil: –  Elgûca romanını tercüme et. Kafkas ruhunu, Kaflas muhitini tanıtması bakımından orijinal bir eserdir, demişti ve beraber bu eserin bazı parçalarını tercüme etmiştik.” Burada Niyazi Ahmet’in M. Dumezil, yani Mösyö Dumezil dediği kişi Kafkas dilleri uzmanı, özellikle Ubıhça konusundaki çalışmalarıyla ünlü Georges Dumézil’den başkası değil.

Şimdi bu noktada, Bir Kafkas Romanı’nın Aleksandre Kazbegi’nin Elguca adlı romanının  tam çevirisi olmadığını söyleme zamanı geldi. Bu çeviriye ancak özet çeviri denilebilir. Önce Haber gazetesinde tefrika edilen bu eser, tefrika diline uygun biçimde çevrilmiş dersem yanlış olmaz. Fazla ayrıntı sayılan kısımlar çıkarılmış; hikâyenin ana akışı akıcı ve iyi bir Türkçeyle aktarılmış. Bu roman, Elguca Kafkas Aşkı adıyla 1964 yılında Pınar Yayınevi tarafından yeniden yayımlanmış. Bir Kafkas Romanı iki öyküyle birlikte 156 sayfayken, Elguca Kafkas Aşkı 320 sayfadır. Bu durum beni, çevirilerin tam olup olmadığı konusunda soru sormaya yöneltiyor. Elguca Kafkas Aşkı adlı romana ulaştığım zaman bu sorunun cevabını da bulmuş olacağım.

Burada ilginç bir konu üzerinde durmadan geçemeyeceğim. Niyazi Ahmet’in bu çabaları sonradan unutulsa da, özellikle 1960’lar ile 1970’lede Gürcü kültürü ve edebiyatıyla ilgilenenlerin, Gürcü edebiyatından eserler çevirenlerin, çveneburi adlı dergiyi yayımlayanların Niyazi Ahmet’in bu çalışmalarından habersiz olmadığını görüyoruz. Elguca adlı romanı yeniden çeviren Ahmet Özkan Melaşvili, 1973’te basılan kendi çevirisi Elguca ile Mzağo’nun önsözünde İstanbul Gürcü Katolik Kilisesi’nde görevli P. Akobaşvili’nin özgün metni yetersiz Türkçesiyle aktardığını, Niyazi Ahmet’in de not aldığını ve özet çevirinin bu şekilde ortaya çıktığını yazıyor.  

Pek çok popüler kitabın yazarı olan Niyazi Ahmet’in Gürcü edebiyatına sadece bir profesyonel olarak yaklaşmadığını, sevgi de beslediğini düşünüyorum. Niyazi Ahmet Kazbegi’yi şöyle tanıtmış: “Aleksandr Kazbek, bütün hayatını edebiyat ve tabiatle geçirmiş bir simadır. Eserlerine, milletinin ruhunu verebilmek için, çok defa iyi tanıdığı halde senelerce şehirlerden uzaklaşır, köy hayatı yaşardı.” Ve Niyazi Ahmet, sonraki satırlarında bu sevginin final vurgusunu yapar:
“Bir Fransız seyyahı, eserinde der ki:
– Kafkasyanın geniş ovalarında yolumuzu kaybetmiştik. Bir çobana ellerimizle işaretler yaparak yol sorduk.
Çoban gülümsiyerek ve bir Fransız kadar güzel franszıca ile konuştu. Hayrett ettik.  O:
– Gürcüler, dedi, vahşi bir millet değildir ki…
İşte bu çoban Aleksandr Kazbek’di.”

PARNA-BEKA ÇİLAŞVİLİ

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s